İş güç yoğun, bir de bahar gelmiş.
Bir rehavet bir rehavet.
Blogu sallayıp duruyorum.
Ama geçen haftasonu pek bir hedonistçe geçince bir şeyler yazmak lazım diyerekten özet geçiyorum hemen.
Cumartesi ilk hedefimiz Dükkan.
Dükkan nedir derseniz, etoburları mutlu etmek için yaratılmış bir güzel mekan.
Dinlenmiş lezzetlenmiş şahane etler alabildiğiniz, isterseniz de orada pişirtip yiyebildiğiniz butik bir kasap yani.
Belki de içeride güzel kızların olduğu Türkiyedeki tek kasap.
www.dukkanistanbul.com
Bu adresten bir göz atmanızı öneririm.
Neyse.
Dükkandan t-bone steak'ler, kuzu gibi pirzolalar, özel rezeneli sosisler, kasap köfteler vb nevaleler alındıktan sonra asıl istikamet Bebek.
Bebekte sırtını ağaçlara, yüzünü İstanbul Boğazına vermiş bir arkadaş evinin pek bir keyifli bahçesi.
Etler mangallanıp afiyet olunduktan sonra boğaza karşı hamakta bol bol "siesta"...
Arada tepeden geçen papağan sürüsünü görüp "aha da öldüm ve cennete geldim" diye şaşırma, ama papağanların bir zamanlar Türkiye kaçak sokulduktan sonra kaçıp Bebeke yerleştiklerini ve buraya yerleşip çoğaldıklarını öğrendikten sonra İstanbul'u anlamaya çalışmaktan yine vazcayma...
Ha bu arada manzarayı merak edenler varsa belgesi burada...
Sonra efendim Bebek'ten deşarj olmuş bir şekilde ayrılıp evde façayı düzelttikten sonra akşamki istikamet İstiklal.
Bir arkadaşın doğumgününü Tünelde Carnaval adlı mekanda sıkılarak kutladıktan sonra ise eğlenmek için asıl mekan her zamanki gibi Baykuş.
Baykuşun tıkış tıkışlığında bol tekilalı bol biralı, zıplamalı oynamalı bir gecenin ardından sabaha karşı Kızılkayalarda ıslak hamburgerle bünyeyi sarımsaklamak ardından da pazar sabahına kadar yatakta saklamak.
Pazar sabahı Beylerbeyindeki vasat bir cafede vasat bir kahvaltı, ardından anneler günü kutlamaları, evde Hereos izleme fasılları, akşam Lig TV karşısında kahrolmak, evden çıkamadan Fenerbahçelilerin kutlamalarını dinlemek zorunda kalmak, falan, feşmakan...
Kısaca;
haftasonu İstanbul güzeldi...
Ben de güzeldim.